Bizim dindar ve fakir Papadiamantis’imiz

Sonia Mpaimpourntidou*

 

Kavafis’e göre Papadiamantis Yunan harflerinin azizidir ve Yunan edebiyatının zirvesini hak eden bir yazardır.

 

Bir ülkenin tanınmış yazar ve şairlerinin başka dillerde de ilgi görüp okunması beklenir. Bizim edebiyatımızın Viziinos, Kazancakis, Kavafis, Seferis gibi belli başlı isimlerinin - başka dillerde olduğu gibi - Türkçe’ye çevrilmiş olduğunu ve yıllardır okunduğunu görmek beklenmedik bir durum değil benim için. Asıl etkileyici olan, yakın zaman önce Aleksandros Papadiamantis’in de bu isimler arasında yerini almasıydı.

Papadiamantis klasik Yunan yazarları arasında yer edinmiş bir isimdir. Ölümünden yüzyıl sonra bile beğenilerek okunması, eserlerinin kıymetinin ve zamana karşı dayanıklılığının bir göstergesidir. Kavafis’e göre Papadiamantis Yunan harflerinin azizidir ve Yunan edebiyatının zirvesini hak eden bir yazardır.

Alexandros-Papadiamantis

Aleksdandros Papadiamantis, papaz bir babanın dokuz çocuğundan biri olarak 1851 Skiathos adasında dünyaya geldi. Ailesi çok fakirdi. Babasından dolayı daha çok küçük yaşlardan itibaren dini bir atmosferde yetişti. Çocukluğu adanın diğer çocuklardan farklıydı. Hiç arkadaşı yoktu. Hep yalnızdı. Bir papaz oğlu olduğu için öteki çocuklara örnek gösterilir, herkesin ilgisini çeker ama kimse yanına yaklaşmazdı. Yazar yalnızlığın trajedisini o yıllardan yaşamaya başlamıştı. Ruhundaki dinginliği sakin ada yaşantısıyla birleştiren Papadiamantis, sağlam bir dini kimlik yarattı ve bu kimliği ölene kadar büyük bir tutkuyla sakladı. Hayatı boyunca rahip gibi yaşadı. Yunan edebiyatının azizi sayılması da yaratmış olduğu bu hayat tarzı sayesindedir.

Papadiamantis, ilkokulu memleketinde bitirdi. Orta ve lise eğitimini de ekonomik durumunun kötü olması nedeniyle sürekli mola vererek aldı ve Atina’da 23 yaşında bitirdi. Aynı sene Atina üniversitesinin Felsefi fakültesine yazıldı. Ama yine ekonomik durumu ve buna eklenen özel sorumları nedeniyle fakülteyi bitiremedi. Bu başarısızlık özellikle babasını pek üzdü. Çünkü onun bir öğretmen olarak adaya dönüp kardeşlerini evlendirmesini hayal etmişti; üç kız kardeşi de evlenmedi. Yine de her zor durumunda yanında oldular. Hayatı Atina ile adası arasında geçiyor, bir yerde huzuru bulamıyordu. Her hangi bir yeri bırakıp uzaklaşsa, oradan uzak olmanın azabını çeker ve memleketi Skiathosa dönerdi; ve kısa bir süre sonra tekrar Atina’ya. Kendi başına yabancı diller öğrendi; İngilizce ve Fransızcadan tercümeler yaptı, ekmeğini bu yolla kazanmaya çabaladı. Öğrencilere özel ders verdiği, dönemin yeni çıkan gazete ve dergilerinde çalıştığı da oldu. Aldığı paraların bir kısmını adadaki ailesine gönderir, geri kalan kısmını yarını hiç düşünmez halde hemen harcar, hatta fakirlere de dağıtırdı. Giyim kuşamı perişandı. Hep yoksulluğu, azla geçinmeyi severek ve yalnızlığı arayarak yaşadı. Eserlerindeki kahramanlar da bu yaşam tarzına uygun tiplerdir. Papadiamantis, kimsenin iç dünyasını tanımasına müsaade etmezdi. Pek soğuk davranır, insanlardan uzak dururdu; bu sebeple çok az arkadaşı olmuştu. Yaşadığı dünyaya kapalı ve ilgisiz kalarak kendi dünyasını yaratmıştı.

Aleksdandros Papadiamantis önceleri macera romanları, romantik ve tarihi romanlar yazdı ancak edebiyattaki asıl ününü hikâyeleriyle kazandı. Hikâyelerinin ana teması yetiştiği dinî ortam, Eski Yunan destanları ile bununla bütünleşen gelenek-görenekler olmuştur. Merkezde ise insan vardır. Papadiamantis dinin özünü derinden keşfettiği ve bu doğrultuda yaşadığı için insanların karanlık yönlerine, sırlarına ve ruh dünyalarına bu noktadan bakar. Kahramanlarının çoğu kadınlardan oluşur. Eğitimsiz, yoksul, dertli insanları, kader kurbanı dul kadınları anlattı hikâyelerinde. Kendisi de yoksul bir ailede büyüyen yazar, eserlerinde hayatta kalmak için girdiği günahlarla ahlaki değerler arasındaki çatışmayı, insanların içindeki melek ile şeytanın savaşını gösteriyor.

Türkçede Hadula Bir Ada Öyküsü adıyla yayınlanan eseri, Aleksandros Papadiamantis’in doğup büyüdüğü Skiathos Adası’nı, yetiştiği dini çevreyi ve bahsettiğimiz kahramanları temsil etmesi için seçilmiş gibidir. Orijinal adı İ Fonissa (Kadın Katil) olan eserde, yardım etmek için öldürmekten başka çaresi olmayan bir kadının vicdanıyla isyanı arasındaki mücadeleye tanık oluruz. Papadiamantis insanlarının iç dünyalarının derinlerine inerek orada gizli kalmış olanı keşfeder. Bu yüzden birçok kişi Papadiamantis’i Dostoyevski’ye benzetir. Kötülüğü en kötü hâliyle işler. Günahların sınırı yoktur. Öfke ve kıskançlıklar cinayetle sonuçlanır. Kaderde var olan ıstıraplar yoksullukla birleşerek insanı insan olmaktan çıkarır. Ama asıl olan Tanrı’nın affına sığınmak, İsa’ya inanarak bağışlanmayı ummaktır. 1974 yılında ünlü yönetmen Costas Ferris tarafından sinemaya da uyarlanan İ Fonnisa 2012 yılında Stella Arkenti yönetmenliğinde yeniden vizyona girdi.

Papadiamantis’in yaşadığı yıllarda hiçbir eseri yayınlanmaz. Ölümünden sonra hikâyeleri 11 cilt hâlinde yayınlandı ve başka dillere çevrildi. Eserleri teoloji, psikoloji, felsefe, filoloji gibi birçok bölümde inceleme konusu oldu. Hatta devlet sınavlarına girdiğim zaman yanıtlamam gereken sorulardan biriydi Papadiamantis.

1911’de memleketinde yoksulluk içinde, hasta, güçsüz ve perişan bir halde hayata veda etti Papadiamantis. Cenaze töreni de yoksulluğuna uygun bir şekilde pek basit gerçekleşti. Tam istediği gibi...

Modern Yunan edebiyatının gelenekle bağını koparmayan bu önemli yazarının Türkçede okunuyor olması benim için oldukça sevindirici.

*Dergâh, sayı 316, Haziran 2106