Hayatım

Marc Chagall

CHAGALL, HAYATINI ANLATIYOR.

Bir sanatçı nasıl doğar? Eğer Chagall'ın doğumundan bahsediyorsak cevap hazır: Ölü.

Chagall'ın otobiyografisi Hayatım, ressamın doğarkan çıkan yangın sonucu "ölü doğumu"nu ve hayata dönüşünü anlatan satırlarla açılıyor. Sonrasında ise bir sanatçının doğuşuna kendi ağzından tanıklık ediyoruz. Chagall, tüm tablolarına sinen Vitebsk'i ve ailesini, tıpkı kendi resimlerinde olduğu gibi, düzyazıda da kendisine has bir üslupla anlatıyor. Etkileri İkinci Yeni şiirine dek uzanan Chagall, sanatçı olmanın bir sanat kolundaki yetkinlikten daha fazlası ve bir "duyuş farkı" olduğunu gösteriyor Hayatım'da.

Chagall tablolarının bugüne dek Türkçede eksik kalan parçası, İsmet Birkan'ın çevirisi ve Marc Chagall'ın kitap için yaptığı özel çizimlerle

"Bu sayfalar boyanmış bir yüzeyle aynı anlamı taşıyor. Tablolarımda bir gizli köşe olsaydı bunları oraya sokuştururdum. Ya da belki kişilerimden birinin sırtına, ya da duvar resmimdeki Çalgıcı'nın pantolonuna yapışırlardı."

"Ressamlar kadar şairlerin de çok öğreneceği şey var ondan. Ben kendi payıma, kimsede Chagall'daki kadar adamı çarpan, bozan, alıp götüren şiirsel çağrışımlar görmedim."
Cemal Süreya

"Chagall bu imgeleri nereden buluyor bilmiyorum, kafasında bir melek olsa gerek."
Picasso

    KİTAPTAN ALINTI

    Gözüme ilk çarpan bir yalak oldu. Basit, dört köşe, yarı çukur, yarı oval. Bir pazar yalağı işte. İçine girdim mi, tastamam dolduruyordum.

    Aklımda kalmamış –annem mi anlatmıştı acaba– Vitebsk yakınlarında, yolun kenarında, bir hapishanenin arkasındaki küçük bir evceğizde, tam ben doğarken büyük bir yangın çıkmış.

    Şehir alevler içinde kalmış, özellikle yoksul Yahudilerin mahallesi.

    Yorganıyla döşeğiyle, bacakları arasında bebeğiyle birlikte anneyi, şehrin öbür ucunda güvenli bir yere taşımışlar.

    Ama, her şeyden önce, ben ölü doğmuşum.

    Yaşamak istemiyormuşum.

    Yaşamak istemeyen beyaz bir hava kabarcığı düşünün. Sanki Chagall tablolarıyla tıkabasa doluymuş gibi.

    İğnelerle delmişler, su dolu bir kovaya daldırmışlar. Sonunda hafif bir viyaklama duyulmuş. Demem o ki, esas itibarıyla, ölü doğmuşum.

    Psikologların bundan münasebetsiz sonuçlar çıkarmasını istemem. Lütfen!

    Ne var ki, Peskovatik şosesi kenarındaki o evceğiz olduğu gibi kalmıştı. Onu gördüm, fazla zaman da olmadı göreli.

    Babam zenginleşir zenginleşmez onu sattı. Bana resmini yaptığım yeşil hırkalı hahamın kafasındaki şişliği, ya da çiroz fıçısına atılıp salamuraya bulanmış bir patatesi hatırlatıyor. O evceğizi yeni edindiğim “itibarım”ın tepesinden seyrederken sinirlerim geriliyor ve kendi kendime soruyorum: “Gerçekten ben burada mı doğdum?