Günler Aylar Yıllar

Yan Lianke

Günler Aylar Yıllar, hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.

Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.

Çin’in yaşayan en güçlü yazarlarından, Franz Kafka Ödülü sahibi Yan Lianke’nin Günler Aylar Yıllar’ını Erdem Kurtuldu Çince aslından çevirdi.

    KİTAPTAN ALINTI

    İhtiyarın günleri uzun bir süre çok yoğun geçti. Sabah erkenden kalkıyor, köye gidip suya batırdığı yorganı çekiyor, tarlaya geri dönüp yemek yedikten sonra tohumlardaki sıçan dışkılarını ayıklıyor, ayıkladığı tohumları bir kâsenin içine koyuyor, kâse dolduktan sonra da kâseyi mısır fidesinin yanına gömüyordu. Öğle yemeğinden sonra mutlaka şekerleme yapardı, güneşin kavurucu ışınları barakanın üzerine vursa da barakanın içi dışarısı kadar bunaltıcı değildi, bazen serin bir esintinin çıktığı da olur, ihtiyar mışıl mışıl uyurdu, uyandığındaysa güneş batı dağlarındaki köşesine çoktan çekilmiş olurdu. Yorgandan yarım kova su daha sıkmak için köye geri döner, sonra da her zamanki gibi alaca karanlık inerdi yeryüzüne. Akşam yemeğinden sonra, gecenin o ürkütücü sessizliğinde serinlemek için köpekle birlikte mısır fidesinin yanına oturur, köpeğe ve mısır fidesine aklını en çok kurcalayan şeyleri sorardı, ekinler neden her seferinde bir yaprak veriyor, diye sorardı mesela; ne
    köpek ne de mısır fidesi cevap verirdi ona, o da piposunu yakıp derin bir nefes alarak, öyleyse ben söyleyeyim size, derdi, ekin oldukları için ekinler her seferinde bir yaprak verirler; diğerleriyse ağaçtır ve ağaçlar her seferinde iki tane yaprak verirler. Bazı geceler rüzgâr hafiften eserken, köpek ve mısır fidesine daha derin sorular sorardı ihtiyar. Biliyor musunuz, derdi, Baozhang hayattayken köye gelen bir âlim, dünyanın döndüğünü söylemişti, dünyanın kendi etrafında bir tur atmasıyla bir gün oluşuyormuş, siz söyleyin bakalım, o âlim bunu kıçından mı uyduruyordu acaba? Dünya dönüyorsa, geceleri uyurken neden yataktan düşmüyoruz o zaman? Sürahideki su neden dökülmüyor, kuyu suyu neden dışarıya akmıyor, insanlar neden hep başları gökyüzüne dönük bir şekilde yürüyorlar o zaman? O adamın dediğine bakacak olursak, diye ekledi ihtiyar, uyuduğumuz zaman yataktan düşmememizin nedeni dünyanın bizi emmesi olurdu ama bir düşünün bakalım, eğer dünya bizi emerek içine çekiyorsa, yürürken ayaklarımızı nasıl yukarıya kaldırabiliyoruz o zaman? İhtiyar, bir kara delik gibi muğlak ve derin olan bu soruları tartışırken yüzünde çok ciddi bir ifade belirir, elindeki pipoyu bile içmeyi unuturdu. Sonunda aklını kurcalayan bütün soruları köpek ve mısır fidesiyle paylaştıktan sonra, üzgün bir halde, sırtüstü tarlaya uzanır, ay ışığı yüzünü yıkarken, o âlimi utandırmamak için çok kibar davrandım ona, derdi ihtiyar, köyde üç gün kaldı ama gidip de bir soru bile sormadım ona. Sorularıma cevap veremezse bütün köyün önünde rezil olacağından çekiniyordum. Hayatını bilgisi ile idame ettiriyordu o, derdi ihtiyar, gidip de pirinç kâsesini kırmak istemedim.