Aşk Aptallığı

Wilhelm Genazino

Kıyamet hakkında seminerler vererek hayatını zar zor kazanan elli iki yaşında bir adam ve onun birbirlerinden habersiz iki sevgilisi: Sandra ve Judith. Mükemmel bir Genazino romanı için gereken her şey işte bu kadar...

Yıllar önce başarısız bir evlilik yapan kahramanımız bu iki kadından hangisi ile yaşamak istediğini daha sık düşünmeye başlar ve işler iyice sarpa sarmadan bir karar vermek zorundadır. Sandra ve Judith ikilemini neredeyse bir yazı tura atışıyla çözecek kadar çıkmaza giren isimsiz kahramanımız aynı zamanda yaşam, toplum, aşk, geçmiş gibi konular hakkında ilginç gözlemler yapar, tuhaf işlere kalkışır. Böylece Aşk Aptallığı, kafası karışık bir adamın portresinden ziyade, daha derin bir meseleyi sezdiği halde bunu bir türlü çözemeyen zeki ve hüzünlü bir adamın hikâyesine dönüşür.

Özden Özberber'in Almanca aslından çevirdiği Aşk Aptallığı ile Genazino, yine bildiğiniz gibi..

"Genazino'nun eserlerinde çağdaş Alman edebiyatındaki hüznün, melankolinin ve can sıkıntısının en derin hallerinden biri görülür.”

–Svenja Frank-

 

    KİTAPTAN ALINTI

    Yaşlanmada sorun şudur: İnsan kendisi hakkında çok fazla yeni şey öğrenir ama bunlar net değildir, karman çormandır. Etraf sessizleşti. Kapıya gidip koridorda biri var mı diye kontrol ediyorum. Neredeyse bütün katılımcılar otelin verdiği kurşun kalemleri ve not defterlerini masalarında bırakmış. Benim kurşun kaleme veya not defterine ihtiyacım yok, yine de bunları toplayıp dosya çantama sokuyorum. Bu ufak hırsızlık eylemi, içime bir çeşit rahatlama veriyor. Sürekli özlediğim bir şeyler olmalı, bir çeşit içsel doyumsuzluk. Yoksa artık aşk aptallaşmasına mı yakalandım? Kimsenin kurşun kalemlerle not defterlerinin kaybıyla benim aramda ilişki kuramaması için toplantı salonundan çıkmam gerek. Aşk aptallığı kavramı beni heyecanlandırdı bile. Yan mesleklerimden biri de amatör psikologluk ama aşk aptallığı hakkında bugüne kadar ne bir makale okudum ne de bir televizyon programına rastladım. Yan koridorlardan birinde otelin müdürüylü karşılaşıyorum. Duruyor, ücretsiz konakladığımı ve restoran faturası da ödemeyeceğimi fısıldıyor. Memnuniyetimi saklamıyor ve çok naziksiniz, çok teşekkürler, diyorum. Yarına kalırsınız, değil mi? Memnuniyetle, evet, diyorum, sanki bana bu fikri şimdi kendisi vermiş gibi. İçimi alkol ve panik karışımı bir özlem kaplıyor. Oysa neyi özlediğimi bile bilmiyorum. Sandra’ya ve Judith’e duyduğum aşkın, bencillik ve korkudan dolayı bir türlü adlandırmak istemediğim bir eski aşka dönüşmüş olması mümkün. O zaman Sandra ve Judith’le artık sadece bir ihtiyar bağlılığı yüzünden beraberim demektir. Bu da paniğimin bir parçası olan düşünmenin harcıâlem adiliği işte… Sadece biraz beklemem gerekiyor, o zaman bu adilik geçecek, hep geçip gittiği gibi. İnsanın içinde benimki kadar güçlü bir acizliğin olabileceğini düşünmezdim. Bendeki özlem belki de olmayan bir şeye dairdir. Bu fantastik nokta, aşk aptallığının temelidir. Aşk aptallığı kavramını sanki aşk aptallığının ne olduğunu biliyormuşçasına kullanıyorum. Odama gidip kurşun kalemlerle not defterlerini bavuluma yerleştiriyorum. Yağmur yağıyor ve anlaşılan bir süredir yağıyor.