Odysseus’un Bütün Dönüşleri

Esra Yalazan

Zachary Mason’ın her hikâyede Odysseia’yı yeniden üreten romanı Odysseia’nın Kayıp Bölümleri sadece mitoloji sevenleri değil, yazı sanatını ve ‘büyük anlatıcıları’ merak edenleri de etkileyecek bir kitap. Yazar, bilinen efsaneleri kendi dilinden izlemeye davet ediyor okuru.

Troya savaşlarının en büyük destanı kabul edilen Odysseia’nın aslındaki ilk Yunanca kelime “andra” (adam) Odysseus’un kendisini temsil ediyor. Uzun yolculuğun bu kahramanı antik çağın en çok tanınan, merak edilen, kurcalanan karakteri sanırım. Araştırmacı Jenny March, Klasik Mitler kitabında Homeros’un onu cesur, akıllı ve yaratıcı bir insan olarak tasvir ettiğini söylüyor. Troya’dan çok özlediği evine dönmek için geçirdiği on yıl boyunca başına gelen her şeyi bir ‘sınav’ olarak kabul ediyor anlatıcı. En sonunda evine varabildiğinde bile, yokluğunda evini istila etmiş ve karısı Penelope’yi taciz etmekte olan açgözlü taliplerle uğraşmak zorunda kaldığını hatırlatıyor.

Evini, krallığını ve kaybettiği ‘benliğini’ geri alabilmek için savaş veren bir adamın hikâyesi, destandan çok uzun bir roman gibi algılanır bugünün edebiyat dünyasında. Bilhassa İthaka’ya yani evine, karısı Penelope’ye ihtiyar bir dilenci kılığında dönüşü tarih boyunca sayısız metafora ve farklı hikâyelere kaynaklık etmiştir. Aslında bu ‘destan’ düpedüz mittir. Diğer bütün mitolojik hikâyeler gibi bizi yaşayabileceklerimizin ötesine, edebiyatın bel kemiği olan ‘tahayyül’e zorlar. Hepimiz daha önce gitmediğimiz yerlere, gerçek hayatta tanışamayacağımız insanlarla konuşmaya özlem duyarız. Bu kimi zaman pek inanılmayan mitolojik dünya da olsa, o masallar okuru kendine bağlar. Kadim felsefe, burada yaşanan her şeyin ‘öte tarafta’ bir sureti olduğunu söyler. Belki de asırlardır mitlere inanan insan o görkemli dünyaya girebilmek için Odysseia, İlyada, Gılgamış gibi destansı mitlerde dolaşmaktan hiç vazgeçmemiştir.

Dönüşerek devam eden hikâyeler

Amerika’da Silikon Vadisi denilen bölgede ‘yapay zeka’ üzerine bilgisayar programcılığı yapan Zachary Mason’ın ilk romanıyla büyük bir başarı elde etmesine şaşırmadım doğrusu. Antik çağdan bize miras kalan mitlerin dönüşerek yaşamasında garip bir sihir var. Genç sayılabilecek bir yazar, modern edebiyatın alanına giren yüzlerce tema varken neden kadim bir destanı farklı bir bakışla anlatmak ister? İşte bu sorunun cevabı, yazarın peşine düştüğü, okuru kışkırtan cevapları da açıklıyor.

Odysseia’nın Kayıp Bölümleri, benzeri postmodern romanlar gibi de okunabilir elbet. Ancak Odysseus’un bütün dönüşlerini yeniden kurgulayarak, farklı başlangıçlar ve sonlarla, kendi bakışıyla aktaran yazarın muradı, oyuncaklı bir kurgu ve akıllı edebiyatla okuru tavlamaktan çok daha fazla. Kırk dört bölümde, okuru bilinen efsaneleri kendi destansı diliyle izlemeye davet ettiğinde efsunlu bir tablo beliriyor. Üst üste yığılan resimlerde, algılarda biriken hikâyeler her defasında ‘hakikat arayışının’ başka bir yüzünü gösteriyor. Üstelik yazar bunu zengin üslubuyla, dilin edebi lezzetinden ödün vermeden yapıyor.

SUSKUNLUĞUN TILSIMI

Mason çok katmanlı bu yapıyı kurarken anlatıcı-kahraman-okur arasındaki ilişkinin felsefi boyutlarını da şeffaf bir anlatımla göstermiş. “Dost Ziyaretçi” başlıklı bölümde Phaiak Kralı Alkinoos, Odysseus ile sohbet ediyor. Ona Phaiaklıların arasında insanların hayatlarını bir başkasına anlattıkları hikâyenin kahramanı olarak sürdürdükleri inancının yaygın olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bazı filozoflar hikâyecilerin hangi ulustan olduğunu açığa çıkarmakta tarihsel evrimin işe yarayabileceğini düşünüyor.” Odysseus’un cevabında ‘suskunluğun tılsımını’ anlattığı cümleler çarpıcı: “Kutsanmış yaşamımızın anlatıcısının kim olduğunu öğrenmemeniz daha iyi değil mi? Uzakta, ırak bir ses, soyut bir varlık olarak kaldığı müddetçe hayatınızın ve bu toprakların efendisi sizsiziniz ve sizin için her şey mümkün. Ama o yüzü gördüğünüzde ve onu ölçüp biçtiğinizde, her daim bir yanılsamadan ibaret olan sonsuz olasılıklar çözülüp gider ve hayatınız nadiren ilham bulan sınırlı bir aklın kısır yaratısı olarak kalır.” Kralın cevabı ise modern edebiyatta tasavvufun da kapısını aralayan bir bakışa sahip: “Hikâyeler sona erdiğinde Phaiaklı ölmez, aynı anlatıcının anlattığı başka bir öyküde başka bir karakteri canlandırmaya devam eder…Sonunda ölüm, genellikle akşamüstleri, anlatıcının içinde bir şeyler silinip gittiğinde ve hikâyenin ortasında gözlerini ufka dikip hiçbir şey düşünmeden sessizliğe gömüldüğünde gelir.”

Zachary Mason’ın her hikâyede Odysseia’yı yeniden üreten romanı sadece mitoloji sevenleri değil, yazı sanatını ve ‘büyük anlatıcıları’ merak edenleri de çarpacak. Anlatıcıların içindekiler silinmesin; mitler, destanlar, hikâyeler dönüşerek her daim yaşasın diye yazmış çünkü.