Nadja

Gerçeküstücülük akımının kült kitabı, André Breton'un Nadja'sı, İsmet Birkan'ın Fransızca aslından çevirisiyle, yakında Jaguar okurlarıyla buluşacak.

KİTAPTAN ALINTI

Bana adını söylüyor, kendisine seçtiği adı: “Nadja, çünkü bu Rusçada umut kelimesinin başlangıcıdır, çünkü umudun sadece başlangıcıdır.” Bu arada bana (bu kelimelerin en dar anlamında) kim olduğumu sormayı da akıl ediyor. Söylüyorum. Sonra yine kendi geçmişine dönüyor, babasından, annesinden söz ediyor. Özellikle babasını anınca yüreği yumuşuyor: “O kadar zayıf bir adam ki! Bilseniz her zaman ne kadar zayıftı. Gençliğinde, bir düşünün, bir dediği iki edilmemiş. Ana babası çok iyi, varlıklı... Henüz otomobil yokmuş o sıralar, ama güzel bir faytonu varmış, arabacısı da... Onunla birlikte her şey çabucak eriyip gitti, nasıl diyeyim... Onu öyle seviyorum ki... Ne zaman onu düşünsem, ne denli zayıf olduğunu söylesem içimden... Anne ise, oh, hiç aynı şey değil. Kendi halinde bir kadın, işte o kadar. Amiyane tabirle bir ev kadını, bir hizmetçi kadın. Kesinlikle babama gereken kadın değil. Evimizde elbette her şey tertemiz, yerli yerindeydi, ama o, babam, önlüğüyle eve döndüğünde onu görmek için yaratılmamıştı. Servisi yapılmış ya da tam servis zamanı gelmiş hazır bir sofra buluyordu gerçi, ama (ironik bir iştah ifadesi ve tuhaf bir jestle) mükellef bir sofra denen şeyi bulamıyordu. Annem, onu da severim ben, dünyayı verseler onu üzmek istemem. Örneğin, Paris’e geldiğimde, elimde Vaugirard rahibeleri için bir tavsiye mektubu olduğunu biliyordu. Tabii bunu asla kullanmadım. Fakat ne zaman ona yazsam, mektubumu şu sözlerle bitiriyorum: ‘Yakında seni görmeyi umuyorum.’ Ve ilave ediyorum: ‘Tanrı isterse, Hemşire ...’nin dediği gibi’, buraya herhangi bir ad yazıyorum. Ama o, kimbilir ne kadar memnun oluyordur bunu okuyunca... Ondan aldığım mektuplarda benim için en dokunaklı yer, karşılığında mektubun tüm geri kalanını verebileceğim parçası, haşiyesi… Gerçekten de her defasında şöyle bir post-scriptum ilave etmek ihtiyacı duyuyor: ‘Doğrusu Paris’te ne yapıyor olabileceğini pek anlamıyorum.’ Zavallı anneciğim, bir bilseydi!” Nadja Paris’te ne mi yapıyor? Bunu o da kendi kendine soruyor.