Hadula: Bir Ada Öyküsü

Aleksandros Papadiamantis

“Modern Yunan nesrinin en büyük yazarı.” Milan Kundera “Kurgunun mucizevi doğasını bize Hadula: Bir Ada Öyküsü gibi kitaplar gösterir.” Gabriel Josipovici Hadula, yaşadığı adadaki dertlilerin kapısını çaldıkları yoksul bir kadındır. Şifalı bitkilerden hazırladığı ilaçlarla şifa dağıtır hastalara. Ve yaşlı Hadula, sonunda her şeyin kökeni olan bir soruna da çözüm bulur: Yaşamak sorununa. Papadiamantis, dönemin sosyal ve ekonomik şartlarının -özellikle kadınlar üzerindeki- etkisini göstermekle kalmaz; suçun cezaya, iyiliğin kötülüğe karıştığı o gizemli bölgeye insan ruhunun adım adım nasıl çekildiğini de ustalıkla…


Atocha'dan Ayrılış

Ben Lerner

Adam Gordon: Üniversiteyi bitirdikten sonra kazandığı "şiir bursu"yla İspanya'ya giden bir Amerikalı. Sorulursa İspanyol İç Savaşı ve şiir hakkında bir araştırma yaptığını söylüyor; ama kendi kişisel araştırmasından, örneğin derin bir sanat deneyiminin mümkün olup olmadığına dair sorgulamalarından kimseye bahsetmiyor. Sanatın doğasını veya klişelerini sadece iç sesiyle tartışıyor. Zaten ne yaptığını kendisi de pek bilmiyor. Edebî sahtekârlığının ne kadar da sahte olduğunu düşünürken sahici biri olup çıkıyor. Çoğu zaman dumanlı kafasıyla sadece etrafındaki insanlara değil, kendi kendisine de komik/trajikomik oyunlar oynuyor…


Arı Kovanı

Camilo José Cela

"Bayan Rosa, heybetli kalçasıyla müşterilere çarpa çarpa, kafedeki masaların arasında koşuşturur durur. 'Lanet olası! Tövbeler olsun!' diye sıkça mırıldanır. Onun dünyası kafeden ibarettir; evrenin geri kalanı ise kafenin çevresidir." Bayan Rosa'nın evreninin dışında yer alan kadınlar ve erkekler, birer ikişer onun dünyasına girerler: Dertli kadınlar ve dertli erkekler, birbirleriyle ve birbirlerinden konuşurlar orada. Kendileriyle birlikte acılarını, umutlarını, aşklarını ve her birinin bağlı olduğu hayatları da getirirler. Arı Kovanı onların dünyalarıyla dolar. Böylece Bayan Rosa'nın Madrid'deki kafesi sadece onun için değil,…


Kâğıt Ev

Carlos María Domínguez

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi... Arjantinli yazar Carlos María Domínguez’in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi. Peter Sís’in çizimleri ve Cem Ersavcı’nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir…


Wittgenstein'ın Metresi

David Markson

Dünya nedir? David Markson, Wittgenstein’ın bu sorusuna, elli dört kez reddedilen fakat sonra bir “kült”e dönüşen romanı Wittgenstein’ın Metresi’nde kurduğu “yeni bir dünya” ile cevap veriyor. Anlatıcı dışında bir insan yoktur bu dünyada. Fakat ikinci bir insanın olmaması, orada hiç kimsenin olmadığı anlamına gelmez: Filozoflar, yazarlar, ressamlar, müzisyenlerden oluşan kalabalık bir nüfusa sahiptir. Onların yapıtları, yaşamları ve dedikodularıyla tıka basa doludur. Sanatla dolu bir bilinçten süzülen ve “dünyadan arındırılmış bir dünya”dır burası. Wittgenstein’ın Metresi’ni Pelin Angı ve Suat Kemal Angı…


Montano Hastalığı

Enrique Vila-Matas

Edebiyat bazen bir hastalıktır: Tedavisi yine kendisi olan bir hastalık. Ne var ki etkisi herkeste farklıdır bu hastalığın. Örneğin Montano, artık yazmayı bırakan yazarlara dair romanını bitirdikten sonra tek bir cümle bile kuramaz olur. Ona yardım etmek isteyen babası içinse gerçek hayat ve edebiyat birbirine girmiştir zaten. Şehirler ciltlere, günler sayfalara ve şahsi anılar edebi anektodlara karışır. Her şey o denli birbirine girer ki, muzdarip olduğu derdi anlatan yazarın romanında türler bile iç içe geçer. Anlatıcımızın satırları yer yer günlüğe,…


Cathay

Ezra Pound

Ezra Pound'un imgeciliğin manifestosunu açıkladığı üç maddesinden ikincisi şöyleydi: Sunuşa katkısı olmayan tek bir sözcüğün bile kullanılmaması. Cathay'i başka bir ustanın, Ülkü Tamer'in çevirisiyle ve tek sözcükle sunuyoruz: Başyapıt.


Uzun Yürüyüş'te Mao'nun Maceraları

Frederic Tuten

Mao, Çin İç Savaşı sırasında meşhur Uzun Yürüyüş'ünü yapar. Frederic Tuten, yıllar sonra bu olayı kendisine has bir şekilde anlatır: İşin içine Hemingway, Kerouac, Herman Melville veya Oscar Wilde'ı da karıştırır. Pastiş ve kolajlar yapar, bazı metinlerin parodilerini yazar, mizahını esirgemez. Sonunda, olağanüstü nükteli, bozguncu ve Amerikan pop art hareketinin ikonu olan bir roman çıkar ortaya. Tuten'in Türkçe baskı için yazdığı önsöz ve Gökhan Aksay'ın çevirisiyle... "Frederic Tuten, insanı acımasızca kahkahalara boğan bir kitap yazmış. Uzun Yürüyüş'te Mao'nun Maceraları, Amerikan…


Séraphita

Honore de Balzac

"Çoğu kez insana, daha önce içinde yaşadığı hataların tam karşıtı olan erdemleri edinmesi için bütün bir hayat daha gerekir." İnsanlık Komedyası'nın bugüne dek Türkçede eksik kalmış mistik temel taşlarından biri olan bu romanda, bazen Séraphita isimli zarif bir genç kıza, bazense Séraphitus adlı genç bir erkeğe dönüşen meleksi ve göksel kahraman; ruh, Tanrı, inanç, kadın ve erkek ilişkileri hakkındaki fikirleriyle iki yüz yıla yakın bir süredir insanlığı büyülüyor. Balzac'ın, tıpkı ilk sayfalarda harikulade bir anlatımla bahsettiği o zor iklimleri ve…


Yılanlarla Dans

Horacio Castellanos Moya

İç savaştan henüz çıkmış bir ülke, sosyoloji mezunu işsiz bir genç, sarı Chevrolet'sinde yaşayan gizemli bir adam ve dört dişi yılan: Beti, Loli, Valentina, Carmela. Tüm bunlar, Latin Amerika'nın son yıllarda çıkardığı en sert ve aykırı yazarlardan Horacio Castellanos Moya'nın grotesk hayal dünyasında gerçeküstü bir hikâyeye dönüşüyor. Havalı cümleler ve ucuz benzetmelerden uzak akıcı anlatımıyla, çivisi çıkmış dünyanın karşısına ondan daha delirmiş bir dünya çıkaran Moya'nın en ilginç romanlarından Yılanlarla Dans'ı İlker Özünlü İspanyolca aslından çevirdi. "Moya'yı okuyanlar, onu şehir…


Batır Gitsin Derin Sulara

J. M. Ledgard

Afrika'da kendisini "su yapıları uzmanı" olarak tanıtan İngiliz casus James More ile su altı uzmanı matematikçi Danielle Flinders'ın yolları bir Noel günü Hotel Atlantic'te kesişir. Sulara ve dünyaya dair konuşulur, birkaç günlük bir aşk yaşanır ve yollar ayrılır. James, Afrika'da El Kaide'ye esir düşüp ölüm kalım düşüncelerine gömülmüşken Danielle tüm bunlardan habersiz okyanusların derinliklerine dalar ve yaşamın gizemini araştırır. Birbirlerinden uzakta, ikisinin de içten içe hissettikleri otelde yaşadıkları ile aynıdır. Yaşamın garip kurgusu, heyecan verici ama karmaşık duygular ve akıp…


Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın

J. Tanizaki

Fukuko, tam da kocası Şozo ile yeni bir hayata başladığı günlerde kocasının eski karısı Şinako’dan bir mektup alır. Yuvası dağıldıktan sonra “kırık bir çanak” bile almayan bu kadın, duygu yüklü mektubunda tek bir şey istemektedir: Şozo’nun deliler gibi sevdiği kedisi Lili’yi.İlk bakışta, masum bir istektir elbette bu. Ne var ki Lili -tüm kediler gibi- girdiği hayatların en olmadık yerlerine kıvrılmıştır ve dâhil olduğu yaşamların karanlık köşelerinde gezinmeye başlar mektupla birlikte. Biten ilişki için umut, diğeri içinse endişe kaynağıdır.  Böylece, başlı…


Salamina Askerleri

Javier Cercas

Javier Cercas'ın, İspanyol iç savaşının önemli isimlerinden Sánchez Mazas'ın "can alıcı" hikâyesini anlattığı Salamina Askerleri, Gökhan Aksay'ın özenli çevirisiyle ilk kez Türkçede. Sánchez Mazas'ın ölümden nasıl kurtulduğunu ve savaş günlerinde neler yaşadığını araştıran Javier Cercas, bir boyut daha geliştirerek romanın yazılışını da anlatı unsuru olarak ustalıkla kullanıyor. Salamina Askerleri, dünya edebiyatının en önemli modern klasiklerinden biri... "Olağanüstü bir kitap... Uzun zamandır okuduklarım arasında en iyisi..." Mario Vargas Llosa "Baştan çıkarıcı doğrudan anlatımı ve zarafetiyle Javier Cercas, modern Avrupa edebiyatındaki birçok…


Naomi

Juniçiro Tanizaki

Na-o-mi: Üç hece, iki insan/medeniyet, bir başyapıt. Bir yönüyle daha önce yazılmış bir Japon Lo-lee-ta... Doğu ve Batı, sevgi ve öfke, aşk ve gurur, kadın ve erkek, insan ve insan arasında yaşanan gerilimlere dair bir temel roman... Naomi, Batı hayranlığından yozlaşmaya, saplantıdan budalalığa ve hazdan işkenceye (veya tam tersi) ilerleyen hikâyesiyle, Juniçiro Tanizaki'nin neden yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olduğunu da anlatıyor.


Hawthorn ile Child

Keith Ridgway

Hawthorn ile Child, Kuzey Londralı iki polis dedektifi. Şehirde birtakım suçlar işleniyor ve iki dedektif kanıtların peşine düşüyor. Gecenin içine doğru hızla yol alıyorlar. Arabayı Child kullanıyor, fakat araba hareket etmiyor. Hawthorn ise genellikle ya rüya görüyor ya da ağlıyor. Bir süre sonra, olayların gizemini çözmesi gereken Hawthorn ile Child'ın kendileri birer gizeme dönüşüyor. İkili, roman boyunca kah bir hayalet arabanın kah bir kurt sürüsünün arasından bir görünüp bir kayboluyor. Şüpheliler yerlerini ilginç karakterlere bırakıyor. Polisiye vakalar, absürt olaylara dönüşüyor.…


Hızlandıkça Azalıyorum

Kjersti Skomsvold

"Yeryüzünde yaşadığın her mutlu an kederle ödenmek zorundadır." Son yıllarda Norveç'in çıkardığı en güçlü yazarlardan Kjersti Skomsvold, şiirsel ve dokunaklı romanıyla Türkçede. Mathea'nın yaşam ve ölüm, yaşlılık ve yalnızlık hakkında inceliklerle örülü zarif hikâyesi... Derinlikli bir melankoli, farklı bir mizah, küçük kelimeler, kısa cümleler, ufak paragraflar ve büyük bir yetenek... Norveç'te yayımlandığı yıl Tarjei Vesaas Ödülü'ne layık görülen Hızlandıkça Azalıyorum'u, Deniz Canefe Norveççe aslından çevirdi.


33

Kjersti Skomsvold

K., sorunlu öğrencilerden oluşan bir okulda matematik öğretmenliği yapıyor. Doğum gününde öğrencileri yaşını sorduğunda "33" diyor, "İsa'nın yaşındasın," diyerek ölüm vaktinin geldiğini hatırlatıyor ona öğrencileri. Oysa, sevgilisi Ferdinand'ın intiharıyla zaten bir parça ölen öğretmenlerinin, akciğer nakli beklediğinden haberleri yok. Eğer uygun bir akciğer bulunamazsa K.'nın yaşamla göbek bağı kopacak. "Öteki taraf"taki Ferdinand ise boş durmuyor: K.'yı yazar Samuel'le yakınlaşmaya, bir roman yazmaya ve bir bebek sahibi olmaya teşvik ediyor sürekli. Fakat K., bebeğe bakabileceğinden emin değil, tıpkı hayatta kalıp kalmayacağını…


Mezarımdan Yazıyorum

Machado de Assis

Her yaşam biriciktir. Her yaşam öyküsü de öyle... Brás Cubas'ınki ise biraz daha biriciktir. Ne de olsa, Latin Amerika edebiyatının en iyi romanlarından birinin kahramanıdır. Üstelik kendi hayatını ölümünden sonra anlatan bir karakterdir Brás Cubas. Sıkıcılığı bu dünyada bırakmıştır. Kendi hayatını neşe kalemi ve hüzün mürekkebiyle yazar. Bazen okurdan içtenlikle özür diler, bazense onu erdem budalası olmakla suçlar. Bir yandan, hata bulmak için yanıp tutuşan eleştirmenle dalga geçer, diğer taraftan kendi kitabının -okurun pek de hoşuna gitmeyecek- kusurunu bizzat kendisi…


Hayatım

Marc Chagall

CHAGALL, HAYATINI ANLATIYOR. Bir sanatçı nasıl doğar? Eğer Chagall'ın doğumundan bahsediyorsak cevap hazır: Ölü. Chagall'ın otobiyografisi Hayatım, ressamın doğarkan çıkan yangın sonucu "ölü doğumu"nu ve hayata dönüşünü anlatan satırlarla açılıyor. Sonrasında ise bir sanatçının doğuşuna kendi ağzından tanıklık ediyoruz. Chagall, tüm tablolarına sinen Vitebsk'i ve ailesini, tıpkı kendi resimlerinde olduğu gibi, düzyazıda da kendisine has bir üslupla anlatıyor. Etkileri İkinci Yeni şiirine dek uzanan Chagall, sanatçı olmanın bir sanat kolundaki yetkinlikten daha fazlası ve bir "duyuş farkı" olduğunu gösteriyor Hayatım'da.…


Mektupların Romanı

Mihail Şişkin

“Bugüne kadar başından geçenlerin sözcüklerle anlatılabileceği fikrine kapılırsan, bil ki başından hiçbir şey geçmemiş demektir.” Vovka, bir mektubunda böyle seslenir Saşenka’sına. Kelimelerin yetersizliğinden bahseder. Ne var ki, elinde kâğıt ve kalemden başka bir şey yoktur. Kendi hayatı ile “hayat” arasında açılan uçurumu mektuplarla aşmaya çalışır. Tıpkı, sevgilisi gibi… Vovka, savaşın ortasından, Çin’in kuzeyindeki cephelerden yazar. Onun biricik Saşenka’sıysa uzaktan bakıldığında sıradan görünen -fakat hiç de öyle olmayan- hayatını ve kendi yaşam savaşını anlatır. Birbirlerinden uzak iki insan, kendilerinden ve geçmişlerinden…


Sessizlik ve Gürültü

Nihad Sîris

Yazar Fethi Şiyn, ülkenin mutlak hâkimi olan Lider’in iktidara gelişinin yirminci yıl kutlamalarının yapıldığı sıcak bir güne açar gözlerini. Tıpkı diğer sabahlarda olduğu gibi, propaganda şarkılarının gümbürtüsü sloganların kükreyişine karışmıştır. Düşündüklerini baskı nedeniyle yazamayan ama istenildiği gibi yazmaya da yanaşmayan ve sessiz kalan Şiyn, ülkenin doğal gerçekliği haline gelmiş bunaltıcı karmaşadan bir parça uzaklaşabilme umuduyla kendisini sokağa atar. Ne var ki polis tarafından dövülen bir öğrenciyi kurtarmaya çalıştığında “uzun bir gün”ün başlangıcında olduğundan habersizdir. Şiyn, “bilinmeyen” bir Arap ülkesindeki zamanın…


Tanrısız Gençlik

Ödön von Horváth

Hayatın her zerresine ince ince sızmış faşizm, genç bir öğretmeni "vatan"a veya vicdanına ihanet etmeye zorlar. Devrin hâkim değerlerini ayakları altına alıp hakikate doğru attığı her adımda, güncelliğini hiç yitirmeyen sorular sorar genç öğretmen: Karanlık zamanlarda sormak ve cevaplamak için cesaret gerektiren sorular. Uzun bir süre boyunca hak ettiği değeri göremese de, Almancanın yirminci yüzyıldaki en önemli yazarlarından biri olduğu hiç unutulmayan Ödön von Horváth, çocukların bile masumiyetlerini kaybettikleri bir çağı anlatıyor Tanrısız Gençlik'te. Tanrısız Gençlik, Oktay Değirmenci'nin Almanca aslından…


Tütüncü Çırağı

Robert Seethaler

1937 yazının son günleri... Göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan on yedi yaşındaki Franz, annesinin isteğiyle “eski bir tanıdık” olan tütün mamulleri satıcısı Otto Trsnjek’in yanına, Viyana’ya gider. Böylece hem bir meslek edinecek hem de Viyana gibi bir yerde daha iyi bir gelecek kurabilecektir. Genç Franz bir yandan mesleğin inceliklerini öğrenirken bir yandan da dükkâna uğrayan ünlü tiryakilerle tanışır. Bu müşterilerden biri olan Profesör Sigmund Freud ile dostluk kuran Franz, Anezka adlı gizemli bir kıza âşık olduktan sonra profesörle görüşmeyi…


Puşkin Tepeleri

Sergey Dovlatov

Boris Alihanov, henüz hiçbir kitabını yayımlatmayı başaramamış, beş parasız bir adam olarak soluğu Puşkin Tepeleri Millî Parkı'nda alır. En azından yaz boyunca biraz para kazanacak, alkol probleminden kurtulacak ve hayatını düzene sokacaktır. Kızıyla birlikte Amerika'ya yerleşme planları yapan eski karısından uzakta, Puşkin'i tanımak isteyen turistlere parkı gezdirecektir. Puşkin Tepeleri, "zorluklar ve güzellikler sunan hayata sanatkârane bir bakış"ın romanı. Saf gündelik yaşamı kurguya dönüştürme gücüyle Rusların büyük yazarları arasında yerini alan Dovlatov, mizahın hüzne bile ne denli yakıştığını da gösteriyor Puşkin…


O Koku

Sunullah İbrahim

"Muhalif bir görüşü ifade ettiği veya özgürlüğünü ya da millî kimliğini savunduğu gerekçesiyle silahsız bir kişiyi öldüresiye dövme, makatına hava pompası, cinsel organının deliğine elektrik kablosu sokma gibi fizyolojik davranışlardaki çirkinliği ifade etmek için biraz çirkinlik gerekmez mi? Sokakları bok götürüyorken, kanalizasyonun pis suları her yeri kaplamışken, herkes pis kokuları kokluyor ve bundan şikâyet ediyorken, niye biz yazdığımız zaman, sadece ve sadece çiçeklerin güzelliğinden ve ne harika koktuklarından söz etmek zorunda kalalım? Ya da seks konusunu bu yazarın bildiğinden çok…


Kalan

Tom McCarthy

"Ben hep sahici olmayan biri olmuştum. Kazadan önce bile Robert de Niro gibi sokakta yürüyor olsam, sigaramı onun gibi yaksam ve hatta ilk denemede yakmayı başarsam, yine de şöyle düşünürdüm: İşte ben, tıpkı bir film karakteri gibi bir yandan sokakta yürürken bir yandan da sigara içiyorum. Anlatabildim mi? İkinci el. Filmdeki insanlar bunu düşünmüyor. Onlar sadece işlerini yapıyorlar, gerçek olanı, hiçbir şey düşünmüyorlar. Kazadan sonra iyileşirken, hareket etmeyi ve yürümeyi öğrenirken, hareket edebilmek için anlamaya çalışırken… Bütün bunlar zaten daha…


Buzda Yürüyüş: (Münih - Paris / 23 Kasım - 14 Aralık 1974)

Werner Herzog

Sadece kült filmleriyle değil, yaşamı ve düşünceleriyle de sıra dışı bir isim olan Werner Herzog'dan benzersiz bir tecrübenin kitabı: Buzda Yürüyüş. 1974 yılının kasım ayında, geçen yüzyılın en önemli sinema eleştirmenlerinden yakın arkadaşı Lotte Eisner'in Paris'te hasta yatağında ölmek üzere olduğu haberini alınca şöyle der Herzog: Olamaz, dedim, şimdi ölemez, Alman sineması şu an onsuz yapamaz, bu önemli kadının ölmesine izin veremeyiz. Herzog, oraya yürüyerek giderse Eisner'in ölmeyeceğine, iyileşeceğine dair çılgınca bir inançla Münih'ten yola koyulur. Bir sırt çantası ile…


O Gün İçin Bir Şemsiye

Wilhelm Genazino

O Gün İçin Bir Şemsiye’nin kırk altı yaşındaki anlatıcısı, bir “ayakkabı denetçisi”dir. Satışa sunulacak yeni modelleri test etmek için Frankfurt sokaklarında henüz sadece kendisinin giyebildiği ayakkabılarla gezinir. Hayatta kendi yolunu bulamamıştır, ama yolda eski aşklarını, arkadaşlarını ve anılarını bulur. Bir “varış noktası” yoktur görünürde, ama her adımda insan ruhunun görünmez yerlerine biraz daha yaklaşır. Sadece sokaklarda değil, bilincin coğrafyasında da yürür ve sıradan görünen bir insanın ne denli sıradışı olabileceğini düşündürür. Varoluşsal sorgulamalar için alışılmadık ölçüde canlı üslubu ve keskin…


Hadi, Yarın Görüşürüz

William Maxwell

Lloyd Wilson'ın öldürülüşü birçok şeyle birlikte, zanlının oğlu ile komşu çiftlikte yaşayan, aynı yaşlardaki bir çocuk arasında doğmaya başlayan arkadaşlığın da son bulmasına neden olur. Aradan yıllar geçer, hatta yarım yüzyıl… Komşu çocuk, neredeyse yaşlı bir adam haline geldiğinde meşum olayı tekrar hatırlar. Fakat elinde bilgi kırıntılarından ve birkaç soluk anıdan başka bir şey olmadığını fark edince gerçekleri yeniden inşa eder. Boşlukları yavaş yavaş doldurur. Yaşanmış bir zamanı tekrar kurar zihninde. Hatta öyle bir kurar ki, sonunda "kurgu" sözcüğünün somutlaşmış…


Ferdydurke

Witold Gombrowicz

Polonya’da 1937’de yayımlanan Ferdydurke ilk önce Naziler, sonrasındaysa Komünist rejim tarafından yıllarca yasaklı kaldı. Savaştan hemen önce Arjantin’e yerleşen Gombrowicz, on yıl sonra Arjantinli arkadaşlarının yardımı ve teşvikiyle kendi romanını İspanyolcaya çevirince Ferdydurke kendi dilindeki tutsaklığından kurtulmakla kalmadı, Avrupa’nın da “edebiyat olayı” haline geldi: Modern roman, yeni bir başyapıt kazanmıştı. Fakat Ferdydurke baş döndürücü kimyasıyla sadece hayranlık değil merak da uyandırdı. Okumayanları okumaya, okuyanları ise bir sihrin büyüsünü anlamaya çağıran bir meraktı bu. Ne olup bittiğini anlamak isteyen veya kitabı…


Yaşamak

Yu Hua

Aile servetini yiyip tükettiği gençlik günlerinde, uzun bir hayatın ona neler sunacağından habersizdir elbette Fugui. Yıllar sonra, yaşlı öküzüyle tarlasını sürerken tanıştığı bir yabancıya hayatından söz etmeye başladığında, şımarık bir gencin başına gelenlerden fazlasını sayıp dökecektir bu yüzden: Fugui, kendisiyle birlikte altı insanın hayatını, kaderin sürprizlerini, yaşamın acılarını ve sevinçlerini anlatır. Onun dilinden -daha doğru bir ifadeyle Yu Hua'nın kaleminden- dökülenler, insanlık durumlarına dair epik bir romana dönüşür böylece. Basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur: Sabanın toprakta bıraktığı izlere…


Odysseia'nın Kayıp Bölümleri

Zachary Mason

Odysseus’un Troya Savaşı sonrasındaki maceraları şöyle de özetlenebilir: “Bütün dönüşler İthake’yedir.” Zachary Mason, Odysseia’nın Kayıp Bölümleri’nde Odysseus’un, deyim yerindeyse “bütün dönüşleri”ni, kırk dört bölümde yeni güzergâhlar çizerek, başka başlangıçlar ve farklı sonlar yaratarak anlatıyor. Calvino’nun Görünmez Kentler’de Marco Polo’nun anlattıklarını yeniden kurgulayarak bambaşka şehirler inşa etmesi gibi, Zachary Mason da canlı bir hayal gücü ve ona yakışan destansı bir dille Homeros’un destanını yeniden düşlüyor: İthake’ye giden yolda hayaller, kahramanlıklar ve hüzünlerle örülmüş yeni maceralar ve bambaşka hikâyeler sunuyor. Mitoloji sevenleri…