O Gün İçin Bir Şemsiye

Wilhelm Genazino

O Gün İçin Bir Şemsiye’nin kırk altı yaşındaki anlatıcısı, bir “ayakkabı denetçisi”dir. Satışa sunulacak yeni modelleri test etmek için Frankfurt sokaklarında henüz sadece kendisinin giyebildiği ayakkabılarla gezinir. Hayatta kendi yolunu bulamamıştır, ama yolda eski aşklarını, arkadaşlarını ve anılarını bulur. Bir “varış noktası” yoktur görünürde, ama her adımda insan ruhunun görünmez yerlerine biraz daha yaklaşır. Sadece sokaklarda değil, bilincin coğrafyasında da yürür ve sıradan görünen bir insanın ne denli sıradışı olabileceğini düşündürür. Varoluşsal sorgulamalar için alışılmadık ölçüde canlı üslubu ve keskin gözlem gücüyle eşyaya ve insanlara her baktığında hayatın bize unutturmaya çalıştığı bir gerçeği hatırlatır: Yine hayatın kendisini.

Hayatlarının yağmurlu ve uzun bir günden, bedenlerinin de o gün için gereken bir şemsiyeden başka bir şey olmadığını hissetme noktasına gelmiş insanların, Wilhelm Genazino’yla derin ve keyifli bir yürüyüşe çıkacakları O Gün İçin Bir Şemsiye’yi Çağlar Tanyeri Almanca aslından çevirdi.

Kitap Üzerine Yazılar

 

KİTAPTAN ALINTI

“Çocukluğumun, çocukluğum hakkında bir anlatıya dönüşmesini istemiyorum, onu gözlerimin arkasında ısrarla bekleyen, somurtkan, çetrefil, ısırgan bir şey olarak saklamak istiyorum. Buna karşılık Susanne o eşsiz çocukluk hakkında konuşulunca başka, ikinci, yeni bir çocukluğun meydana geleceğini sanıyor, ki bu da bana göre umumi asayişi bozmaktan başka bir şey değil. O sıralar kavga edip duruyorduk, önce bir birahanede, sonra sokakta ve ben ilk kez yakama minik bir levha tuttursam mı acaba diye düşünmüştüm. Üstünde şöyle yazabilirdi sözgelimi:
LÜTFEN ONUN ÇOCUKLUĞU VEYA BENİM ÇOCUKLUĞUM HAKKINDA KONUŞMAYINIZ. Veya biraz daha haşin bir şey olabilir: LÜTFEN
ÇOCUKLUK MEVZUSUNDAN UZAK DURUNUZ. Tabii böyle bir levhayla ortalıkta dolanırsam pek çok tehlikeye veya birçok yanlış anlamaya maruz kalabilirdim. Susanne ise levha olayını kavrayamayacak ve şöyle haykıracaktı: Sonunda iyice sapıttın işte. Sık sık söylemiştir bunu, esasında bir şeyi hemen kavrayamadığında veya kabul etmek istemediğinde hep böyle söyler.”