Naomi

Juniçiro Tanizaki

Na-o-mi: Üç hece, iki insan/medeniyet, bir başyapıt.
Bir yönüyle daha önce yazılmış bir Japon Lo-lee-ta...

Doğu ve Batı, sevgi ve öfke, aşk ve gurur, kadın ve erkek, insan ve insan arasında yaşanan gerilimlere dair bir temel roman...

Naomi, Batı hayranlığından yozlaşmaya, saplantıdan budalalığa ve hazdan işkenceye (veya tam tersi) ilerleyen hikâyesiyle, Juniçiro Tanizaki'nin neden yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olduğunu da anlatıyor.

Kitap Üzerine Yazılar

Naomi, SabitFikir'in "2013'ün Öne Çıkan 50 Romanı" listesinde:
http://sabitfikir.com/haber/sabitfikir-2013-un-one-cikan-50-romanini-secti

Bir Japon Batılılaşma Hikâyesi, Melike Ayça Güzel, Aydınlık Kitap Eki:
https://twitter.com/JaguarYayinlari/status/372721997119102976/photo/1/large

Naomi Ya da Yanlış Batılılaşan Genç Kız!, Banu Yıldıran Genç, Notos:
http://tembelveyazar.blogspot.com/2013/09/naomi.html

KİTAPTAN ALINTI

“Kadınların erkekleri kandırdığı” söylenir sık sık. Ne var ki benim açımdan bakıldığında, kadının erkeği kandırmasıyla başlamıyor her şey. Daha çok, herhangi bir şeye ön ayak olmaya kalkışmadan kandırılmış olma hâlinin keyfini çıkarır erkek; bir kadına âşık olduğunda kadın doğru veya yanlış ne derse desin kulağına son derece hoş gelir. Kadın başını onun omzuna dayayıp sahte gözyaşları akıttığında, erkek şöyle âlicenap bir açıdan bakar hadiseye: “Hah, işte şimdi beni kafaya almaya çalışıyorsun. Sevimli, hayran olunası bir yaratıksın sen. Neyin peşinde olduğunu biliyorum, ama beni baştan çıkarmana göz yumacağım. Hadi, aptal yerine koy bakalım beni.” Erkek oyununu oynamaya devam eder, tıpkı küçük bir çocuğu memnun etmek ister gibi. Kadın tarafından yanlış yöne çekilmeyi istemek gibi bir niyeti yoktur aslında. Tersine, kadını asıl kendisi kandırdığı için kendi kendine gülmektedir o.

Naomi’yle ben tam da böyle bir vakaydık işte. Bana, “Joji, ben senden daha zekiyim!” dediğinde, Naomi beni kandırmayı başardığını sanıyordu. Aptalı oynuyordum ben ve kanmış gibi davranıyordum. Kendi kendisine sevinmesine müsaade ederken ve yüzündeki o zevki izlerken, öteki türlü yalanını açığa çıkardığımdan çok daha fazla mutlu oluyordum aslında ben. Böyle yaparak vicdanımın gereğini de yerine getiriyordum bir yerde. Naomi pek öyle zeki bir kadın olmasa bile sanki öyleymiş gibi ona güven telkin etmenin bir zararı yoktu ki. Japon
kadınlarının en zayıf noktası güven eksiklikleridir. Bunun sonucu olarak da Batılı kadınlara kıyasla daha çekingen dururlar. Batılı bir güzellik için akıl dolu, keskin zekâlı bir ifade ve tavır, göze hoş gelen bedensel özelliklerden daha önemlidir. Eğer gerçek özgüveni yoksa biraz kendini beğenmişlik yeterli olacaktır: “Ben zekiyim” ya da “ben güzelim” diye düşünmek bir kadını güzel yapar. O zamanlar buna inanan biri olarak Naomi’nin zekilik iddialarını bozmak için hiç acele etmiyor, tersine onları tutuşturmak için elimden ne geliyorsa yapmaya
çalışıyordum. Daima güler yüzle kandırılmaya hazır biri olarak, onu daha büyük güven duygusuna doğru yönlendirme
peşindeydim sonuçta.