Benim İki Dünyam

Sergio Chejfec

“Arjantinli büyük yazar Chejfec, şüphesiz ki daha çok bilinmeyi hak ediyor. Benim İki Dünyam, geleceğin romanına giden yolun taşlarını döşüyor.”
– Enrique Vila-Matas

Benim İki Dünyam’ın elli yaşındaki yazar anlatıcısı, bir edebiyat konferansına katılmak için Brezilya’ya gider; fakat yazar için önemli olan konferans değil, şehirde yaptığı yürüyüşlerdir. İsimsiz yazar, neresi olduğunu bilmediğimiz bir şehirde haritadan rastgele ”büyük, yeşil bir lekeye benzeyen park”ı seçer ve bu noktaya ulaşana dek amaçsızca ilerler. Zamanla, zihninin kendi içinde yaptığı bir gezintiye dönüşen bu yürüyüşlerin her adımında/cümlesinde, kendi benliğinin iki farklı dünyadan oluştuğunu keşfeder. İçinde küçük bir gölü barındıran parktaki “göl saatleri”nde somut ile soyutun, gerçek ile hayalin, yaşanılan ile yazılan dünyanın sınırları biraz daha belirginleşir.
Metafizik düşüncenin kendi kurgusunu oluşturduğu ve Latin Amerika edebiyatının dinamizmini metafizik bir alana taşımasıyla tüm dünyada dikkatleri üzerine çeken Benim İki Dünyam, Bülent Kale’nin İspanyolca aslından çevirisi ve Enrique Vila-Matas’ın ön sözüyle…

KİTAPTAN ALINTI

Özel ve karşıt dünyalardan bahsedildiğinde, genellikle birbirinden ayrılmış, hatta bazen aralarında hiçbir ilgi olmayan, her biri kendine has gizli bir değere ve psikolojik, metafizik, politik ya da basitçe pratik, hatta patolojik içeriklere sahip kişisel ya da ruhsal alanların kastedildiğini biliyorum. Ama benim için böyle bir ahlaki ya da varoluşsal ayrım yoktu, dahası görüyordum ki, benim iki dünyam birbirinin eşi ya da benzeşi olarak da bölünmüş değildi; ne diğer, görünen, kim bilir hangi görünen dünyamın öbür yüzünü oluşturan karanlık ya da mahrem bir dünyam vardı, ne de başka vakalarda hep olduğu gibi, zorla ya da değil, kendilerini diğer eşe dayatma ya da onunla bütünleşme arayışı içindeydiler. Bunlardan hiçbiri değildi; uyuşma eğilimleri ve bariz bir tezattan yoksun halleriyle neredeyse anormal bir birlikte yaşam timsaliydiler. Tüm bunları ben de düşünüyordum, gerçekten endişe verici görünüyorlardı, çözümsüz… Ama hemen sonra, önünde sonunda bu şartlara katlanmak zorunda olduğumu düşünerek kabulleniyordum; çünkü insan, nasıl ki doğacağı ânı seçemiyor, sakini olacağı değişken dünyaları da bilemiyor.