T. Singer

Dag Solstad

T. Singer “bir hiç kimsedir. Kendisine karşı bile bir hiç kimse, özellikle kendisine karşı.”

T. Singer, 34 yaşında başkent Oslo’dan Notodden kasabasına, bir kütüphanede çalışmak ve böylece sıfırdan başlamak için gelmiştir. Aslında Singer’in hayatı, eylemde ve düşüncede, pek çok kez sıfırdan başlayıp başladığı noktaya geri dönmekten ibarettir; zira küçüklüğünde yaşadığı bir utancı hayatı boyunca farklı suretlerde tekrar tekrar yaşamış, yaşadıkça kabuğuna daha çok çekilmiş, kendi ruhunun izbelerine hapsolmuş, kendisi ve yaşam belirtileri giderek silikleşmiştir. “Toplum için bir kıymet” olmaktan çıktığının çoktan farkına varmıştır. Giderek yalnızlaşmış, yalnızlaştıkça âdeta elim bir bağımlılık gibi, başka hiçbir şey yapmayı bilmediği için kendisini yalnızlaştırmaya devam etmiştir. Nihayetinde toplumdan ve benliğinden soyutlanmış zihni, olasılıklar denizinde salınıp duran bir gözlem yığınına dönüşmüştür.

Gelgelelim, kendisinin dahi üzerine düşünmek istemediği, hiç hesapta olmayan gelişmelerle dolu yaşamı onu başladığı yere, Oslo’ya geri götürecektir.
Çağdaş Norveç edebiyatının en büyük yazarlarından Dag Solstad’ın kimilerince başyapıtı olarak görülen eseri T. Singer, Deniz Canefe’nin Norveççe aslından çevirisiyle…

Çok tuhaf romanlar yazan Dag Solstad, benim en sevdiğim yazarlardandır.
-Haruki Murakami

Kuşkusuz Norveç’in en cesur ve en zeki yazarı.
-Per Petterson

KİTAPTAN ALINTI

Singer’in kendine özgü bir utanma sorunu vardı; kesinlikle gündelik bir sorun değildi, ama arada sırada şu veya bu tür utanç verici bir yanlış anlamanın sıkıcı anısı gibi ortaya çıkıyor, olduğu yerde kaskatı kesilmesine neden oluyor, yüzünde beliren çaresiz ifadeyi iki eliyle birden hemen örtmeye çalışırken yüksek sesle “Hayır, hayır!” dedirtiyordu ona. Ve bu her yerde; bir sokakta, kapalı bir odada, tren istasyonu peronunda olabiliyordu ama hep yalnızken çıkıyordu ortaya. Yine de başka insanların toplandığı, ileri geri yürüdüğü bir sokak ya da park gibi yerlerde veya bir sergi salonundaysa ötekiler onun kaskatı kesilip durduğunu, ellerini yüzüne götürdüğünü görüyor, çaresizce “Hayır, hayır!” dediğini duyuyorlardı. Kimi zaman onu utancıyla ezen şey çok eskilerden, büyük olasılıkla çocukluğundan kalma belli bir sahne oluyor, belleğinde hiç uyarı vermeden
beliriveriyor, elleriyle yüzünü gizleyip çaresizce “Hayır, hayır!” demesine neden oluyordu.

Böyle derin bir utanca kapılmasına neden olan çok özel çocukluk anılarından biri
de, bunların yazıldığı sırada, otuz dört yaşındayken Notodden’e taşınacağı sırada, tam on beş yıl sonra yeniden ortaya çıkıvermişti; otuz dört yaşında bile yirmi beş yaşında olduğu gibi beklenmedik ve canlıydı.

Böyle bakıldığında bu çocukluk anısı, T. Singer onu kabul etmek istemese, yaşamına temel oluşturan dokudan atmaya ya da bastırmaya çalıssa bile onun için büyük anlam taşıyor ve temel yaşam dokusunu kavramasını sağlıyor olmalı. Bütün önemsizliğine karşın taşımaya dayanamadığı bir yüktü bu ama reddedilemezdi ve Singer’in bunun kendisinin önemli bir parçası olduğunu itiraf etmesi gerekiyordu; tıpkı böylesi elle tutulur bir reddedişi kendi payına dayanılmaz bir utanç duygusuyla felç olmaksızın düşünememesi gibi.

Olay kısaca şöyleydi: Singer ve en iyi arkadaşı A, bir oyuncakçıdaydı. A, sözde gülünç bir kurmalı oyuncağı eline alıp nasıl çalıştığını Singer’e göstermek için kurmuştu. Tezgâhtarlar böyle şeylerden hoşlanmazdı elbette, er ya da geç yanlarına gelip A’ya böyle yapmamasını söyleyeceklerdi. Singer bu kurmalı oyuncağı pek eğlenceli bulmamıştı ama A’ya yaranmak için hoşuna gitmiş gibi yaptı ve bunu göstermek için attığı kahkaha öyle kulak tırmalayıcı yükseklikte, öylesine abartılıydı ki kesinlikle tezgâhtarların sinirini bozmuş olmalıydı. Singer bir anda, amcasının dükkânda olduğunu gördü ve muhtemelen bir süredir orada
olduğunu anladı. Amcası Singer’e bakıyordu. Singer amcasının kendisini, A’ya yaranmak için yüksek, abartılı bir sesle konuşurken ve yapmacık kahkahalar atarken gördüğünü anlamıştı. Singer amcasının şaşkınlığını görebiliyordu. Utandı.

Sonra amcası onlara selam verdi, alelade birkaç şey söyledi. Singer selama kibarca yanıt verdikten sonra A’yla birlikte dükkândan çıktılar. Yoldan aşağı yürüdüler, aceleyle şuraya buraya daldılar, vitrinlere baktılar, bir avlu kapısından içeri girdiler, sonra dışarı çıktılar, öylesine dolaşmayı sürdürdüler; Vestfold kıyısında küçük bir kasabada, oranın
yerlisi çocuklar için çok sıradan bir öğleden sonraydı. Ama bir şey olmuş ve bu Singer’in içine işlemişti, on yıl sonra aklına geldiğinde utanmıştı ve şimdi bile düşündüğünde bu
anı onu utandırmayı sürdürüyordu.